Yirmi Beş Yaşında Olmak

Elinde televizyonun uzaktan kumandası, çekyatın köşesinde oturuyorum. Bir ayağımın üzerine oturuyor, diğer bacağımı uzatmış durumdayım. Bazen alışkanlık eseri kumandayı karıştırsam da, çoğunlukla TV’deki filmi izliyorum. Zihnim meşgul, bir şeyler düşünüyorum. Evinde oturabilmek, televizyonun karşısına geçip bacaklarını uzatabilmek, toplumumuzda genellikle değer verilen bir şey. İstediği gibi davranabilmenin, rahatlığın, imkanları olmanın göstergesi gibi düşünülüyor. Elbette; Bir televizyonunuz, bir çekyatınız, kendinize ait olmasa da bir eviniz ve hepsinden önemlisi rahatlığınız var demektir. Kumandanız elinizde olduğu ve rahatlıkla kanal değiştirebildiğiniz için de, “Özgürce davranıyorum, çünkü kumanda bende” diye düşünüyor olabilirsiniz. Haksız da sayılmazsınız hani. İstediğiniz programı izlemeye “SİZ” karar veriyorsunuz. Fakat şu kadarını söyleyelim; o uzaktan kumandayı yapanlar, sizin daha kolay  TV izleyebilmeniz, yani kolay izlediğiniz için de daha çok izleyebilmeniz için yapmamışlardır onu. Neyse bu kadarı kâfi…

                Ne diyorduk? TV karşısında “Ooohh! Kasıla kasıla oturmak nefis bir şey” İş böyle kalsa iyi. Dostlarının yanında bir bahsetmeye gör böyle şeylerden… Eeee, sen şimdi okulunu bitirdin, askerliği de yaptın, işin de var, evin de. Hadi artık evlensene!

                Ben de “Güzel de, evlenmek, bakkaldan ekmek almak gibi bir şey değilki, parayı uzatasın da, ekmeği uzatsınlar.” Peşinden “Hele durun bakalım bir, aceleye gerek yok” diye ekliyorum. Onlar da ekliyor: “Yooo, tam vakti münasiptir.”

                Geçen sabah kahvaltıda babam, saçımın seyrelen bir kısmını görmüş, bir eliyle dokunarak “saçlar gidiyor, temelli dökülmeden bul birini” deyiverdi.

On yaşında aynanın karşısında saçlarımı taradığım bir anda, annem “yeter oğlum artık, çok yakışıklı oldun” dediği bir anda ben ona dönerek: “Anne ben on altı yaşında evleneceğim” demiştim. On yaşında evlenmeye karar verdiğim yaşın üzerinden dokuz yıl geçti ve ben hala bekarım. Galiba pek de hazır değilim. Çevrenin telkinleriyle biraz bastırsam da, hazır olmadığımı hissediyorum. Bunda, üzerinden daha henüz bir yıl geçen ve olumsuzlukla sonuçlanan evlilik girişiminin payı var sanıyorum. İnsan kendini bütün girişimler böyle olumsuz sonuçlanabilir psikolojisinden kurtaramıyor kolay kolay.

                Beni düşündüren bir başka sebep de, şahit olduğum başarısız evlilikler olmuştu. Hayırlısı olsun, yani konuyu Allah’a havale ediyorum. Ya da diğer bir söyleyişle henüz bu konuda ne yapmam gerektiğine karar veremedim.

                Bir açıdan büyük bir sorumluluk evlenmek. Kendinden başka kişi ve belki kişilerin sorumluluğu. Özellikle çocuk terbiyesi konusunda üstüne düşeni yapabilmiş olmak. Gerçi hakiki terbiye edici Allah’tır. Fakat biz üzerimize düştüğü kadarını hakkıyla yapabilecek miyiz?

                Diğer açıdan ise, insan özgüvenini yitirmeden, hareketlerinde rahat ve emin olursa sağlıklı bir yuva olur. Davranışlarında sorumluluğum büyük diye ne bunalıma girmeli, ne de davranışlarını düşünce süzgecinden geçirmeden davranmalı. Bütün bunlarla ilgili düşüncelerini netleştirmemiş kişilerin evlenmesinin doğru olmayacağını düşünüyorum.Evlenmiş olmak için yahut evlenmemiş olmamak için evlenilmez. Aile, evet olmazsa olmaz bir müessese. Peygamberimiz  “çoğalınız ki, kıyamette ben sizin çokluğunuzla iftihar edeyim buyurmakta. Cenab-ı Hakk’ın birçok sıfatı ailelerde tecelli eder. Bu sebeple, aile kurmanın hakkını vermek lazımdır. Allah evleneceklere hayırlı evlilikler nasip etsin.